Yurt dışına gideceklere tavsiyeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yurt dışına gideceklere tavsiyeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Haziran 2016 Perşembe

| Yurt dışına gideceklere tavsiyeler 3

Eyfel Kulesi


Fotoğraf Haberleri: Fotoğraf Haberleri

Kızım çok iyi bir planlamayla bana Paris'i gezdirdi. Şansımıza ya hiç yağmura yakalanmadık ya da çok az ıslandık. Şimdi Fransa ve Paris'in simgelerinden Eyfel Kulesi'ne gitme zamanı. Eyfel Kulesi'ne gidebilmek için → Bir-Hakeim metro istasyonuna giden tren hattına bineceksiniz. Ya da → Passy istasyonunu tercih edeceksiniz..




Harita: Google - France; Paris; Eyfel Kulesi; Passy Metro Station; Bir-Hakeim Metro Station

İstasyonda inince kısa bir yürüyüşle kuleye ulaşıyorsunuz. Biz de önce trene sonra metroya bindik ve 2 aktarma sonrası meşhur kuleye ulaştık. Hava buz. Ama kızım çok sabırlı. Sırf ben rahat fotoğraf çekebileyim diye bir banka oturup dakikalarca bekliyor. Rüzgar yüksek. Bu nedenle kulenin sadece 1. katına çıkışa izin var. Daha üst katlara çıkış yasak. Metalden dev bir yapı. 300 metre yüksekliğinde. Normal şartlarrda ziyaretçiler 57 metre, 115 metre ve 276 metre yükseklikteki seyir teraslarına çıkabiliyor. 1887 yılında inşaa edilmiş. Yılda 6 milyon turist çekiyor. Eyfel Kulesi kış aylarında saat 09:30-23:00, yaz aylarında da 09:00 - 00:00 saatleri arasında ziyarete açık. Kuleye çıkış parayla. Gişelerin önünde uzun kuyruklar var. Ama internetten de → bilet alabiliyorsunuz. 2016 Şubat fiyatı; yetişkin 17 Euro. Çocuk 8 Euro. Müthiş bir gelir. Aklıma İstanbul geliyor. Galata Kulesi, Beyazıt Kulesi...



Fotoğraf: Yalçın Çakır - Eyfel Kulesi - Paris - Fransa - Şubat 2016

Paris'e kuş bakışı

Eyfel Kulesi gezimizi tamamladık. Mükemmel rehberim, "Baba sana bir sürprizim var... Gel benimle" diyor ve peşine takılıyorum. Bu kez havadan giden metro hattına biniyoruz. Ve sonunda beni Paris'in en yüksek noktalarından birisine götürüyor. Yani → Rue du Chevalier de la Barre bölgesi.



Metrodan çıkınca başlıyoruz baba, kız tırmanmaya. Aslında teleferik varmış ama dönüş yolunda fark ediyoruz. Merdiven, merdiven, merdiven. Sonunda zirveye ulaşıyoruz. Çok güzel bir yer. Hafif köy havasında. Düşünürlerin, felsefecilerin yaşadığı bir tarih. Tam zirvede de → Sacré-Cœur Bazilikası (Basilique du Sacré-Cœur) var. Bazilikaya çıkmadan Mont Cenis sokağında (Rue du Mont Cenis) Gericot Dominique adlı şık bir restoranda yemek yedik ve dinlendik. Paris'e gideceklere önerimdir. Mutlaka gidin ve görün. Kuş bakışı kenti izleyin, fotoğraf çekin. Eyfel Kulesi'ne de hakim manzaranın keyfini çıkartın.



Fotoğraf: Yalçın Çakır - France; Paris; Sacré-Cœur Bazilika; Şubat 2016

Şanzelize ve Eurostar Tv

Çektiğim fotoğrafları otele dönünce sosyal medyada paylaşıyorum. → Holiday Inn Paris - Gare De L'est Oteli'nin kablosuz internet bağlantısı (Wi-Fi) mükemmel. Flash TV'nin web sitesini de bu sayede hergece hızla güncelleyebiliyorum. Twitter → @yalcincakir hesabımdan bir mesaj geldi. Euro Star TV'den → Murat Çakar adlı yapımcı Bonjour adlı programında benimle röportaj yapmak istiyormuş. Şanzelize'de (Avenue des Champs-Élysées) buluştuk. Sıcak kanlı, çalışkan, işine hakim bir yapımcı Murat Çakar. 15 yıldan fazla zamandır Fransa'da kalıyor. Önce röportaj yaptık. Ardından Şanzelize turu attık. Onlar beni videoya çekerken ben de onları fotoğrafladım. Bu röportaj 25.02.2016 tarihine Eurostar TV'de yayınlandı. İzlemek isteyenler için → Youtube. Röportajın videosunun montajlanmamış halini de bana gönderdi sevgili Murat kardeşim. O videoya da → Youtube kanalımdan ulaşablirsiniz.



Fotoğraf: Yalçın Çakır - France; Paris; Avenue des Champs-Élysées; Murat Çakar; Eurostar TV; Bonjour Programı

Alışveriş ve Paris

Paris hem gezmek, görmek, öğrenmek hem de alışveriş için hertürlü olanağın bulunduğu bir şehir. Dünyanın en ünlü markalarını, en pahalı markalarını, Paris'in kendine özel markalarını bulabilirsiniz. 10 Euro'ya da etiket var, 15.000 Euro'da... Artık karar size kalmış. Ancak benim dikkatimi çeken body, cilt bakımı, gözlük ve parfüm satan mağazalar tııklım tıklım. Japon turistlerin çokluğu ve mağazalarda Japonca bilen elemanlar da dikkatimi çekti. Alışveriş yaparsanız unutmayın havaalanında ülkeden ayrılmadan önce ödediğiniz vergileri geri alıyorsunuz. Alışveriş merkezleri 11:00'de açılıyor ve akşam 20:00'de kapanıyor.



Fotoğraf: Yalçın Çakır - France; Paris; Şubat 2016

Tarih kokan mekanlar...

Anlattıklarım, anlatmadıklarımın yüzde 10'u kadardır. Vaktiniz varsa müzeleri mutlaka gezin. Kiliseleri görün. → Cathédrale Notre Dame de Paris'i mutlaka gezin. O bölgeye gittiğinizde metro çıkışındaki hayvan pazarını da gezebilirsiniz.



Fotoğraf; Yalçın Çakır - France; Paris; Cathédrale Notre Dame de Paris; Şubat 2016

Cathédrale Notre Dame de Paris içinde fotoğraf çekmek serbest ama flash kullanımına izin verilmiyor. İçeride bir de hediyelik ya da anılık satılan bölüm var ve fiyatları da uygun. Bu bölge Sen Nehri üzerinde bir → adada yer alıyor. Her tarafı tarih, her tarafı kültür. Mutlaka tam bir günü Cathédrale Notre Dame de Paris ve çevresindeki müzelere ayırın. Çünkü her bir görülesi yerin önünde uzun kuyruklar var.



Fotoğraf; Yalçın Çakır - France; Cathédrale Notre Dame de Paris; Şubat 2016

Ve dönüş...

Sayılı gün çabuk geçermiş. Aynen de öyle oldu. Otelden havalimanına taksi ile gidecektik. Ortalama 45-50 Euro tutuyormuş. Ancak otel görevlileri eğer istersek 12 Euro karşılığı servis bulunduğunu söyledi. "Tamam" dedik ve bindik minübüse.

Kızım ve benden başka da yolcu yok. Yolda sürücüyle sohbet ediyoruz. Hindistan kökenli. Patronu da Türk. Yaklaşık 20 dakikalık yolculukla indiğimiz havaalanına geri dönüyoruz. Kızım önceden tüm işlemleri internetten yaptığı için valizleri teslim edip VIP salonuna geçiyoruz. VIP salonunda açık büfe, bol çeşitli kahvaltı var. İsteyen gidip alıyor.



Fotoğraf: Yalçın Çakır - Fransa, Paris, Charles De Gaulle Havaalanı; Şubat 2016

THY (Türk Hava Yolları) 11 Şubat 2016 Paris-İstanbul uçağının personeline teşekkür ederim. Özellikle de ahçımıza. Mükemmel hizmet ve sürekli güler yüzle İstanbul Atatürk Havalimanı'na tam zamanında ve hiç sorunsuz iniyoruz.

VIP yolcu olduğumuz için pasaport kontrolde ve valiz standında çok beklemeyeceğimizi umuyoruz. Ama öyle değil. Pasaport kontrol bölümünde VİP kısmının girişine bir masa koymuşlar. Bir görevli oturuyor, Ama oturuyor işte; gelen geçiyor. Uçakta VIP bölümünde olmayan yolcular dalıyor araya. Çaresiz bekliyoruz sıramızı, efendi efendi... Hoşgeldik, Türkiye'ye...



Ve İstanbul'un tam da trafik saatinde kent merkezine doğru ilerlerken Paris benim için bir kez daha mutlaka gidilmesi gereken bir rüya şehir olarak anılarımdaki yerini alıyor.

Yazarın web sitesi: TIKLA

| Yurt dışına gideceklere tavsiyeler 2

Otel ve çevreniz


Daha fazlası için: TIKLA

Kızımla metroya bindik ve aktarmalar sonrası Gare de l'Est istasyonuna ulaşıp dışarı çıktık. Çıkışların tümünde "Sortie" yazıyor. Yani "Çıkış..." Paris'de hemen her noktada metro girişi var. Neredeyse şehrin altını 4-5 kat derinlikte tamamen oymuşlar. Deyim yerindeyse 100 metrede bir metro istasyonu girişine denk geliyorsunuz. Bunun bir faydası da nerede olduğunuzu anlamanız. İstasyon girişinin tabelasına bakıp elinizdeki harita ya da cep telefonunuzdaki uygulamadan yerinizi öğreniyorsunuz.

Kaldığımız otel metro çıkışının hemen dibinde. Otelin tam karşısında Gare de l'Est istasyonu var. Aşağıdaki fotoğraf otelin girişinde çekildi. Metro tabelası yazan yerden girin tam karşınızda bu kez istasyonun adı yer alıyor. Holiday Inn otelinde kalacağız. Ben lobyde valizlerle beklerken kızım işlemleri yaptırıyor. Görevli kızıma ve bana birer Paris haritası veriyor. Benim içim içime sığmııyor.. Hemen bodyi çıkartıp lensi takıyorum ve çantayı sırtıma geçirip, "Hadi" diyorum. Hava güzel. Sert bir soğuk var ama güneşli. Işığı kaçırmak istemiyorum. Paris'deki ilk karelerimi çekeceğim ama nerede? Cüzdanımdan Türkiye'de incelerken aldığım notların olduğu listeyi çıkartıyorum. Kızım haritamı alıp otelin bulunduğu yeri kalemle daire içine alıyor. Haritanın kenarında boş beyaz bir alan var. Oraya otelin adını ve adresini yazıyor.

"Kaybolursan buraya bak..."

Ve yola koyuluyoruz. Ama beni bir sürpriz bekliyor!..



Fotoğraf: Yalçın Çakır - Gare de l'Est - Paris - Fransa - Şubat 2016

Louvre Museum

Metroyla Rue de Rivoli'ye ulaşıyoruz. Yani Rivoli sokağı. Buranın → Place du Carrousel ile kesişen noktasından girip Louvre Piyramid alanına ulaşıyoruz. Yani meşhur → Louvre Pyramid. Kızım sağı, solu eliyle işaret ediyor ve "1 saat sonra burada buluşuruz" diyor.

"Nasıl yaa!.. Fransızca bilmiyorum.Ya kaybolursam..."

"Al baba bu da pasaportun. Bakalım kendi başına ne yapacaksın. Birşey olursa beni telefonla ara..."

E, iyi. Tamam. Gezer dolaşırım ve bol bol fotoğraf çekerim. Kaybolursam da kızımı ararım. → Musee de Louvre, Louvre Pyramid ve çevresindeki heykellere yöneliyorum. Ardından Place du Carrousel göbeğini geçip tam karşıdaki Jardin Bahçeleri olarak adlandırılan → Jardin des Tuileries bölgesine geçiyorum. Müthiş... Sağlı sollu yeşil alan içinde heykeller ve spor yapan insanlar. Tam karşıda dev bir dönme dolap ileride solda Eyfel Kulesi'nin silüeti. Aşağıdaki fotoğraf Fransa saatiyle 17:30 sıralarında çekildi. Hava soğuk ama parkta onlarca insan koşuyor, yürüyor, spor yapıyor. Yerlerde tek bir çöp yok. Bangır bangır müzik yayan mekanlar yok. Ama parkın girişinde ve çıkışında tamamı zencilerden oluşan (Çoğunun Cezayir kökenli olduğunu sonradan öğrendim) seyyar satıcılar var. Onlar da Eyfel Kulesi bibloları ve selfie çubukları satıyor.



Fotoğraf: Yalçın Çakır - Jardin des Tuileries - Paris - France - Şubat 2016

Telefonuzu açtırdınız mı?..

Dolaş, dolaş hava kararmaya başladı. Havanın kararmasıyla birlikte geri dönüp Place du Carrousel meydanına geliyorum. 3-4 kişilik silahlı polisler dikkatimi çekiyor. Yakın zamanda gerçekleşen terör saldırıları nedeniyle mi yoksa müzeyi koruma amaçlı mı bilmiyorum. Gündüz hiç birisi yoktu, havanın kararmasıyla ortaya çıktılar.



Elim gayri ihtiyari cebimdeki pasaporta gidiyor. Ola ki sorarlarsa gösteririm. Ne dediklerini anlamazsan arar kızımla konuştururum diye geçiriyorum içimden ama polisler kimseyi rahatsız etmeden fakat dikkatle çevreyi inceleyerek dolaşmayı sürdürüyor. Bir banka oturup beklemeye başlıyorum.



Fotoğraf: Yalçın Çakır - Place du Carrousel - Paris - France - Şubat 2016

Bekle, bekle, bekle... Hava da iyice karardı. Kaldık mı Fransa'da Paris'in göbeğinde dımdızlak... Ne yapacağım ben şimdi? Alıyorum elime telefonu, kızımın numarasını arayacağım ama oda ne!..

Arayamıyorum...

Neden?.. Nedeni telefonun kulaklığından gelen mesajda anlatılıyor. Efendim, cep telefon hattımı yurtdışında kullanıma açtırmamışım. Açtırmak için... Vs... Vs... Panik atak değilimdir ama basıyorum tuşlara aceleyle. Doğrulatma sorularının ardından cep telefonu hattımın yurtdışı kullanıma açıldığı tarafıma bildiriliyor. Ardından da SMS ile mesajla bildiriyorlar. Ama telefonda hattımın operatörünün adının yerine başka bir isim yazıyor. Olsun... Çalışsın yeter... Siz mutaka yurt dışına çıkmadan telefon hattınızı yurt dışı aramaya açtırın... Tam kızımı arayacakken çıkıp geliyor.

"Ne yaptın baba? Çektin mi fotoğraf?"

"Çektim..."

"Tamam bir gün de tek başına metroyla gidip geleceksin. Kaybolmamayı öğrenirsin..."



Meğer bana 50 adım uzaklıktaymış. Ola ki bir gün tek başıma yurtdışına çıkarsam kendi başımın çaresine bakabileyim diye ve bir de rahat rahat fotoğraf çekebileyim diye böyle yapmış. Güzel. İyi oldu aslında. Akşam bana Sen Nehri kenarında güzel bir yemek ısmarlıyor. Ardından uzun uzun yürüyoruz Paris'de...

İnsanın evladıyla böyle zaman geçirmesi, O'nun bir kaç yabancı dil konuşarak çevresiyle anlaşması, kendi kazandığıyla babasını ağırlaması kadar mükemmel bir duygu azdır herhalde. Gurur duyuyorum. Göğsüm kabarıyor. Vaktin hayli geç olduğu bir anda → Jeanne d'Arc heykelinin önünde selfie çekerken kızım Jeanne d'Arc'ı anlatıyor bana. Tüylerim diken diken ama hayranlıkla dinliyorum. Tüylerimin diken diken olması Jeanne d'Arc'ın hayat hikayesinden. Hayranlığım kızımın bilgisinden. Rehberim mükemmel...



Fotoğraf: Yalçın Çakır - France; Paris; Statue Équestre de Jeanne d'Arc; Şubat 2016

Paris'in sokakları...

Saatlerce yürüyünce gece derin bir uykuyla geçiyor. Sabah saat 06:00 ve ben ayaktayım. Kızımla önceden anlaştık. Sabah çıkıp dolaşacağım. Body ve sırt çantamı yüklenip düşüyorum yola. Paris bulvarlar kenti. Çok geniş caddeler ve yanında bir o kadar geniş kaldırımlar. Kaldırımlarda özel bisiklet yolları. Hemen her köşede bisiklet parkları. Parayı atıp bisikleti alıyorsunuz, gittiğiniz yerde bir başka parka bırakıyorsunuz.



Fotoğraf; Yalçın Çakır - France; Paris; parking à vélos; Şubat 2016

Eğer kente yabancıysanız bulvarı takip edin. Dümdüz uzayıp giden bir yol düşünün. Ara sokaklara dalsanız bile mutlaka başka bir bulvara çıkıyorsunuz. Kent tarih kokuyor. Kargacık burgacık yapı neredeyse yok. Binaların çoğunun altında pasaj var.



(function() { var ga = document.createElement('script'); ga.type = 'text/javascript'; ga.async = true; ga.src = ('https:' == document.location.protocol ? 'https://' : 'http://') + 'app.winwords.adhood.com/winwords.async.js'; var s = document.getElementsByTagName('script')[0]; s.parentNode.insertBefore(ga, s); })();
Ve çoğu binanın dev kapıları var. Açılınca karşınıza kocaman bir avlu çıkıyor. Avlular ağaç ve çiçek dolu. Bazı bölgeler zenci mahallesi. Rengarenk. Kuaförleri, restoranlarıyla tam bir cümbüş. Bazı sokakların kaldırımlarında evsizler yer tutmuş. Bildiğiniz yatak, yorgan...



Fotoğraf; Yalçın Çakır - France; Şubat 2016

→ Boulevard de Magenta caddesinde ilerliyorum. Sağlı, sollu gelinlik ve damatlık satan dükkan dolu. Biraz bizim Laleli'yi andıran 2. el telefon alan, satan mağazalar eşliğinde ilerlerken ara sokaklara dalıyorum. Neredeyse 4 saattir yürüyorum ve kayboldum. Evet kayboldum. Şimdi ne yapacağım? Metro istasyonu bulup haritadan bakacağım. Bir restoranın önünden geçerken kapıdaki gencin Türkçe konuştuğunu duyunca sokulup, "Merhaba" diyorum.

"Merhaba..."

"Ben Gare de l'Est'i arıyorum..."

"Ya abi sen şey değil misin?.."

"Ney?"

"Flash TV'deki Yalçın abi..."

Hobaaa. Buyurun efendim. Taa Fransa'nın Paris'inde bir izleyiciye denk geldim. Buyur ediyor. Ve "buralarda bulamazsın" diyerek bir bardak demli çay dolduruyor bildiğiniz ince belli çay bardağına. Sohbet, muhabbet derken hatıra fotoğrafı çekiyor. Ardından da yol tarifi. Bir keresinde de kızımla yürürken bir Türk yolumuzu kesip, sohbet etmişti.



Kahvaltı ve yemek...

Burada çoğu alışveriş merkezi saat 11:00 gibi faaliyete geçiyor. Akşam da 20:00'den sonra kapalı. Dükkanların çoğu da öyle. Bir tek Monop adlı market zinciri var, geç saate kadar açık olan. Oradan da alışveriş yaparsanız ya yanınızda torba götürün ya da torbaya para ödüyorsunuz. Ben Paris'de kendi başıma ilk alışverişimi → Gare de l'Est'in içinde yapacağım. Yani kahvaltı. Gare de l'Est tren garının içi neredeyse bir alışveriş merkezi kadar zengin. Ne ararsanız var. Ancak burada kahvaltı alışkanlığı öyle bizdeki gibi yumurtalı, ballı, peynirli değil. Çoğunlukla şeker içerikli kek ve çörek. Sandöviçlere yöneliyorum. Her ürünün önüne resimli etiket konulmuş. Tavuk, koyun, inek, domuz, peynir desenleri var. Ürünün içeriğini anlıyorsunuz. Bir peynirli sandviç bir de sade kahve... Hiç konuşmadan işaret diliyle, ürünü alıp 9 Euro'yu veriyorum. Bir banka oturup kahvaltıma başlayacağım ama sabahın bu saatinde büyük sürpriz... Garın içinde piyano sesi yükseliiyor. Merak edip sese yöneliyorum. Garın ortasında bir piyano. İsteyen oturup çalıyor. Sonraki günlerde her sabah gidip baktım o piyano hala orada mı diye. Orada. Her seferinde de farklı birisini piyano çalarken gördüm. Ne güzel...



Her yerde kafeler, restoranlar ve bildik fasfood zinciri markaların dükkanları var. Fastfood yerlerinde otomatlar koymuşlar. Para değişimi yok. Dokunmatik ekrandan seç menüyü. Tak kartı, ödemeni yap. Verdiği numaradan siparişini bekle ve al. Hepsi bu. Paris'de 7 - 8 mekanda yemek yedik. Farklı semtllerde ve farklı menülerde. Ortalama 2 kişi 30 ila 90 Euro arası. Ancak isterseniz örneğin → Avenue des Champs-Élysées yani bizim bildiğimiz adıyla Şanzelize'de daha lüks mekanlar da var. Fiyatı da ona göre.

Devamı diğer sayfada...

Yazarın web sitesi: Fotoğraf Haberleri

| Yurt dışına gideceklere tavsiyeler 1

Yurtdışına gideceklere önemli tavsiyeler - 1



Fotoğraf: Yalçın Çakır - Sen Irmağı - Paris - Fransa - Şubat 2016


Yazarın web sitesi: Fotoğraf Haberleri | Fotoğraf


Pasaport başvurusu

Pasaport işlemleri için internetten randevu almaya karar verdiğimde geçmiş yıllarda yaptığım televizyon programları nedeniyle yargılandığım onca dava nedeniyle endişeliydim. Acaba? Acaba hakkımda bir gözaltı ya da yakalama kararı var mıdır?.. Açık söylemek gerekirse online pasaport başvuru sistemi tıkır tıkır çalışıyor. Web sitesi arayüzü güzel tasarllanmıış. Kaybolmadan, beklemeden randevunuzu alıyorsunuz. Tam bir hafta sonrasına seçtiğim emniyet müdürlüğüne randevu verdi sistem. Gecikmeden pasaporta uyarlı fotoğraf çektirdim. Pasaport harcını ve pasaport ücretini içim acıya acıya bankaya yatırıp ıslak imzalı makbuzlarımı da alıp beklemeye başladım.

Ve sonunda randevu günüm geldi çattı. Lapa lapa kar yağan bir İstanbul sabahında İstiklal Caddesi'nin Taksim girişinde Fransız Konsolosluğu'nu geçince 2. sağ sokağa girip Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü Pasaport Şube Müdürlüğü'ne ulaştım. Çok erken saate randevu aldığım için ortalık boştu. Aklımda o soru memura yaklaştım.

"Acaba aranmam var mıdır?.."

Evraklarımı uzatıp geliş sebebimi söyledikten sonra polis memuru bilgisayar ekranından bir iki işlem yaptı. Masanın üzerinde bulunan parmak izi alma cihazına el parmaklarımı tek tek ve bir arada yerleştirtti. İşlem 5 dakika içinde bitmişti. İşlemleri yapan memurun gözünün içine bakıyordum;

"Var mı bir sorun?.."

Sesim çıkmıyordu ama ne dediğim bakışlarıma yansımıştı sanırım.

"Hayırlı olsun Yalçın bey... Yan bankodaki arkadaşa vereceksiniz evraklarınızı..."

Ohh... Rahatlamıştım. Geçtim yan bankoya. Zarfı uzattım. Ancak evrakları alan memur önce tek tek inceledi ardından önündeki ekranı inceledi ve yüzünü buruşturdu.

"Olmaz..."

Anlamadım? Ne olmaz?..

Fotoğraf: Yalçın Çakır - Sen Irmağı - Paris - Fransa - Şubat 2016

Nüfus cüzdanı yeni mi?

Nüfus cüzdanımı bana geri uzatıp şöyle bir yüzüme baktı... Al buyur. Sahurda yediğin hurmalar iftarda mideni tırmalar vaziyeti elim telefonuma gitti. Tamam bitti. Televizyondan o kadar atıp tutup, en aykırı içeriklere imza atar mısın? Olacağı budur işte. Telefonu çıkartıp avukatımı arayacağım. Memura doğru bankodan uzandım...

"Hayırdır. Bir sorun mu var?.."

Sesim bir garip çıkmıştı. Yutkundum bir kez daha sordum;

"Bir sorun mu var?.."

"Var" dedi memur.

"Var ama hemen çözersiniz. Evraklarınız biz de kalsın... Siz gidin nüfus cüzdanınızı değiştirin. Bu eskimiş..."

Haydaa... Ayakkabı mı bu abi, eskiyecek!.. Nereden baksanız 30 yıllık nüfus cüzdanı. O değil ben eskidim üstelik... Ama memur nazikçe gülümsedi ve ekledi;

"İstiklal Caddesi'ne çıkın. Galatasaray'a doğru giderken solda kaymakamlık var. 2. katında da Nüfus Müdürlüğü var. Değiştirin gelin hemen..."

Kafa kağıdımı kaptığım gibi fırladım. Şansıma nüfus müdürlüğü de boştu. 10 TL'yi bayıldım, fotoğrafları ve eski kimliği teslim ettim. 10 dakika sürmedi ve yeni nüfus cüzdanımla koşa koşa pasaport şubeye döndüm. Suratımda bir karış gülücükle uzattım pırıl pırıl nüfus cüzdanımı. Fotokopisini çekip bana geri verdiler. Ardından en önemli kısıma geldi sıra; Adres... Pasaport kurye ile adrese teslim edilecekmiş. Bu nedenle adres önemli. Televizyonun adresini yazdırıp sordum;

"Ne kadar zamanda gelir?.."

"En geç 1 hafta içinde adresinize ulaşır..."



Fotoğraf: Yalçın Çakır - Eyfel Kulesi - Paris - Fransa - Şubat 2016

Eksiksiz vize başvurusu

Ama oda ne? Bir hafta yerine daha 3. günde kurye gelmiş pasaportumu teslim aldım. Peşinden vize işlemleri. İstanbul Harbiye'de bir yer. Kapının önü tıklım tıklım. İçerisi de hayli kalabalık. Banka usulü numara alıp bekleyeceksiniz. Ama beklemem 5 dakika bile sürmüyor. Evrakları teslim edip Euro'ları yatırıyorum. Ardından bir kabine yönlendirilip tekrar parmak izlerim alınıyor ve fotoğrafım çekiliyor. Bitti mi? Bitti... Ne kadar zamanda sonuç alırız?

"3-5 güne kalmaz haber gelir"

Bakalım Fransa bana vize verecek mi? Ben geyik olsun diye "Alırsam Şengen. Alamazsam Gam Gam dansı" diyorum. Kapının önünde sohbet ettiğimiz vatandaşlar bana moral veriyor;

"Şengen kolay değil Yalçın abi... Hem malum ortalık karışık... Çok ümitlenme abiii!.."

Bekliyorum... Daha doğrusu bekleyeceğim. Başka çaresi yok. Hani Fransa'yı arayıp yetkililere, "Ben Yalçın abi... Hani şu Flash TV'deki Yalçın Abi. Şu vizeyi halledemez miyiz!.." desem olur mu acaba? Tanımazlarsa, "Girin Youtub'a bakın mı desem?" Olmadı, "Google'da adımı yazın" diye mi önersem? Ama olmaz, arayamam... Herkesin derdine, sorununa koşan ben, Yalçın Abi, 35 yıllık meslek hayatımda kendim için daha hiç kimseden hiç birşey talep etmemişim... Kuyruk olan bir yerde görevlinin davetine rağmen kuyruğa girip sıramı bekleyen ben Fransızları arayıp torpil isteyeceğim :)) Olmaz... Yapamam... En iyisi beklemek...



Günlerden Perşembe. Hafta sonunu çıkartırsak gelecek haftanın ortasını bulur. iyi de acelen ne? Acelem yaptığım işten kaynaklı. Flash TV'de ana haber bültenini sunuyorum. Öyle ha deyince çekip gidemezsiniz. Vize kesinleşsin ki sıra izin konusuna gelsin. Pazartesi oldu ses yok. Salı günü saat 16:00 civarı. Bugünde ses yok derken cep telefonum çaldı.

"Yalçın bey merhabalar. Vizeniz çıktı. Pasaportunuzu alabilirsiniiz..."

Hobaaa... Hemen gidip pasaportumu alıyorum. İlk iş içine bakmak. Babalar gibi vize pulu yapıştırılmış sayfaya. Üstelik şengen.. Ya da yazıldığı şekliyle, "Etats Schengen..."

Valizler, çantalar ve içindekiler!..

Ve televizyondan izini alıp pasaportumu benim bu gezideki rehberim olacak kızıma teslim ediyorum. Sonra mı? Sonrası uçağa bineceğimiz 6 Şubat 2016 tarihine kadar her akşam Fransa araştırması. Özellikle fotoğrafları inceliyorum. Işık. Işığın açıları, saate göre dağılımı. Kim ne çekmiş? Nereden çekmiş? Hangi açıdan çekmiş? Hangi ekipmanları ve objektifleri kulllanmış?

6 Şubat Cumartesi sabahı erkenden Atatürk Havalimanı'ndayız. Kızım çok tecrübeli olduğu için beni yanıma neleri alıp, neleri almayacağım, kabin bagajına neleri koymayacağım konusunda uyarmıştı. Aynen uyguladım. Aksi takdirde havalimanında çantanızdaki pek çok kural dışı eşyayı çıkartıp hemen yandaki çöp poşetine atmak zorunda kalıyorsunuz.

Şimdi burada dikkat. Kabiniçi ve kabin altı bagaj kurallarını dikkatle inceleyin. Unutmayın kuralllar sık sık değişebiliyor. Bu nedenle yola çıkmadan bakın. İşte bağlantı;

Uçak bagaj kuralları

Genel Bagaj kuralları için tıklayın → Bagaj Kuralları

Kabin bagajı ölçüleri ve ağırlığı çok önemli. Benim gibi profesyonel biir fotoğraf setiyle yola çıkacaksınız iyice araştırın ki sırt çantanız kural dışı ölçülerde ve ağırlıkta olmasın. Kesinlikle kabul edilmiyor. Unutmadan, illaki de taşınabilir bilgisayarı sırt çantanıza sığdırıp kiloyu artırmayın. Kabin içine bir sırt bir de el bagajı alabiliyorsunuz. Daha detaylı bilgi için aşağıdakii bağlantıya tıklayın lütfen.


Yola çıkmadan araştırdım. Aradım, sordum. Daha önce yurtdışına giden gazeteci dostlarımla konuştum. Ve fotoğraf çantamı buna göre dizayn ettim. Ve tarttım. Kabiniçi çantanın Economy Class'da 8 kiloyu geçmemesi gerekiyor. Business Class'da 2 katı. Yukarıdaki grafiği incelerseniz orada da bu bilgiler var. İşte kabin içine (yanıma) aldığım 2 çanta ve içindekiler;

Sırt Çantam;

Canon 5D Mark ii body+Grip / Sigma 12-24 mm lens / Canon 28-70 mm Lens / Canon 70-200 mm lens / Canon 85 mm lens / Canon Spedlite 600 EX RT Flash / 2 body battery (Lithium Ion) / 4 flash battery (Lithium Ion) / 1+1 CF Kart / Memory Card Readers

Omuz Çantam;

15" Laptop / Şarj - power ünitesi / Mouse / Turkcell Vınn / Cep telefonu + Şarj ünitesi

Aman pulu unutmayın!..



Kızımın dediklerini iyi ki de uygulamışım ki hiç beklemeden kontrollerden geçip pul almaya gidiyoruz. Efendim hatıra pulu değil. Nedenini bir türlü anlayamadığım pasaport pulu diye tanımladığım 2 pulu paraları bayılıp alıyoruz. Beklerken bir hesap yapıyorum, devlete neler ödemişiz diye;

- Pasaport harcı (Yıla göre artıyor)

- Pasaport defter parası

- Nüfus cüzdanı yenileme parası

- Havalimanında pul

Atlas Global'le (Atlas Jet) gidip Türk Hava Yolları (THY) ile döneceğiz. Artık uçağa binme zamanı. Rötar da yok. Uçağın kapısında ilk selfiemi çekiyorum.

Fransa'ya giriş onayı

Uçak neredeyse boş. Kızım cam kenarını bana bırakıyor. Hadi bakalım. Hayırlı yolculuklar. İstikamet, Fransa, Paris, Charles De Gaulle Havaalanı. Yolculuk 3.5 saat sürecek. Uçak kabin görevlileri tanıyorlar. Hatıra fotoğrafı çekiliyoruz. İkramlar da mükemmel. Uçak da pırıl pırı temizlenmiş. Uçakta en çok dikkat ettiğim şey dergi ve açılır sehpa. Onlarce el değiyor ve o nedenle hijyen olmuyor. Ama dergiler yeni ve poşet içinde. Sehpalar da tertemiz. Çok iyi... Afferim Atlas Global'a... Yolculuk sorunsuz sürüyor. Kızım arada uyuklarken ben Atlas Global'in dergisini karıştırıyorum. Ve tam saatinde Charles De Gaulle Havaalanı'na iniyoruz. Kabin görevlileriyle vedalaşıp otobüse biniyoruz. Kızım beni uyarıyor.

"Havalimanından giriş yaparken acele etme. Sıranı bekle. Görevli birşey sorarsa ben yanında olacağım merak etme..."



Ve sıraya giriyoruz. Ancak hepsi topu en fazla 30 kişiyiz. Kırmızı çizgiye kadar gelip bekliyorum. Kızım benden sonra girecek pasaport kontrolüne. Bir sorun çıkarsa bana yardım edebilmek için geride kalıyor. Burası küçük bir salon. 4 tane kulübe var. İkisinde görevli var. Sırası gelen geçip pasaportunu veriyor. Çocuklu bir adamı bekletiyorlar. Sonra bir görevli gelip o adamla çocuğunu alıp gidiyor. Yola çıkmadan kızım anlatmıştı.

"Görevliler girişini onaylamayıp geri gönderebilirler..."

"Nasıl yani? Vizem olduğu halde mi?"

"Evet..."

İster misin şimdi beni de göndersinler geriye... O sırada sıra bana geliyor. Hiç konuşmadan pasaportumu uzatıyorum. Zaten konuşamam da; Fransızca blmiyorum...Görevli önce yüzüme sonra da pasaporta bakıp mühürü basıp geri veriyor. Kulübenin yanından büyük salona geçiyorum. İşte Fransa'dayım...

Kente nasıl ulaşacaksınız?

Yolcu sayısı az olduğu için valizleri fazla beklemiyoruz. Havaalanından çıkıp sağa doğru dönüp 2 dakikalık bir yürüyüşle metroya ulaşıyoruz. Şimdi burası çok önemli; Metro. Yani Paris'in hemen her yerine ulaşabilleceğiniz toplu taşıma aracı. İyi de jeton mu, bilet mi, haftalık ulaşım kartı mı? Ve gideceğiniz yeri nasıl bulacaksınız. Benim şansıma yanımda Fransa konusunda hayli tecrübeli olan kızımın bulunması. Böyle bir şansı olmayanlar için neler yapılacağını anlatayım...

Metronun girişinde bilet ve kart alabileceğiniz makineler var. Dokunmatik ekranlı ve dil seçenekli ama Türkçe yok. Ortada kocaman bir metal merdane var. Onu döndürerek kaç bilet alacağınızı, yaş seçeneğini seçip her defasında yandaki yeşil ışıklı düğmeye basarak onaylıyorsunuz. Ardından çipli kredi ya da bankamatik kartınızı yerleştirip bileti aşağıdaki hazneden alıyorsunuz.



Bankanızla mutlaka görüşün

Dikkat kartın çipli olması şart. Üzerinde çip bulunmayan kartlar geçersiz. Tabii bir de Türkiye'den ayrılmadan bankanızla görüşüp kartınızı yurtdışı kullanıma açtırın. Yoksa belli bir limite kadar harcama yaptıktan sonra kartınız ister kredili olsun isterse sadece bankamatik fark etmiyor, harcamaya kapatılıyor.

Sıra geldi gideceğiniz yönü ve yeri bulmaya. Panik yok. Tüm metro istasyonlarının girişinde, içinde, bilet bölümünde grafikler var. Her hat farklı bir renkle gösterlmiş. İneceğiniz istasyon adını bulun, kısaltmasına bakın sonra o istasyona giden hattın rengine bakın. Ardından istasyon içindeki tabelaları takip ederek rengi ve hat kısaltmasını takip edip perona geçin. Ve vagonda hem anonsları hem de kapı üstlerindeki istasyon adlarını izleyin. Hepsi bu. Bir örnek;



Gideceğiniz yer varsayalım ki Gare de l'Est. Yukarıdaki planda daire içiinde olan yer. Oraya giden hat turuncu. Ve yine varsayalım ki siz haritanın en alltındaki Orly yazan (Uçak ikonu var) noktadasınız. Ne yapacaksınız? Önce sarı hatta binip Antony istasyonunda inip mavi hatta geçeceksiniz. Buradan mavi hattan gelen metroya binip Chatelet'de ineceksiniz. Oradan mor hahta geçip Gare de l'Est istasyonuna ulaşacaksınız. Bunu bir kaç denemeyle öğrenebilirsiniz. Elinizde harita ya da cep telefonunuzda uygulama yüklü olduğu sürece kaybolsanız da eninde sonunda nihai hedefiinize ulaşabiiliyorsunuz. Paris metrosunda telefonlar çalışıyor. İstanbul gibi değil...

Unutmadan 1, Paris'de mertodan tamamen dışarıya (Yüzeye) çıkmadığınız sürece tek biletle istediğiniz kadar aktarma yapabiliyorsunuz.

Unutmadan 2, Kalacağınız yerin adını haritada daire iiçine alarak çizin ve otel ya da ev adresini haritaya yazın. En kötü ihtimal haritayı görevliye göstererek yol bulabiiliyorsunuz. Denedim :)

Devamı diğer sayfada...

Daha fazlası için TIKLAYIN