7 Temmuz 2016 Perşembe

Gezi Parkı'nda fotoğrafçı olmak - 1

Gezi Parkı'nda fotoğrafçı olmak - 1

GEZİ GÜNLÜKLERİ

Gezi Parkı gelişmelerini ilk günden itibaren neredeyse saat saat izledim. Günlerce, haftalarca, bazen eve bile gitmeden olayları gözlemledim. Hergün düzenli günlük tuttum. Ayrıca tüm demeçler, açıklamalar, talimatlar ve emirleri de arşivledim. Tümü gün ve saat sırasına göre yer alıyor bu yazı dizisinde. Bu yazı serisinde okuyacaklarınız günlüklerin ham halidir. Bu günlüklerin düzenlenmesinden ortaya çıkan Bu Daha Başlangıç kitabı da Kırmızı Kedi Yayınevi'nden yayınlandı.

27 Mayıs 2013

Günlerden 27 Mayıs 2013. Pazartesi. Saat 23:30 sıraları. Ekiple toplantı. Tepebaşı Flash TV binası. Ajanslar taranmış, ana haberden kalanlar izlenmiş, gazeteler ve internet siteleri kontrol edilmişti. Ankara büroyu da bağlattı ve her akşam sorduğu o soruyu sordu;

“Neler var arkadaşlar?”

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ABD Temsilciler Meclisi ve Türk Amerikan Birliği heyeti ile görüşmüş. Ancak haber değeri taşıyan bir gelişme yok. TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Makedonya’da. Oradan da bir şey çıkmaz. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etmiş sonrasında Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç açıklama yapmış. Bir bakacağız neler dediğine. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Burdur’da. CHP ayrıca 1 Haziran 2013 Cumartesi günü İstanbul Kadıköy’de “Demokrasi ve Özgürlük Mitingi” adıyla bir miting düzenlemeye karar vermiş. 3. sayfa haberleri diye tanımladığımız yangın, kaza cinayet ne varsa tek tek saydı çocuklar. Gündem zayıftı. Başka gelişme olmazsa ana haberden dolduracaktık bülteni.



Daha 10 Dakka geçmemişti toplantının üstünden. Yapımcılardan Emre İşcan koşarak geldi. Peşinden de hem yapımcı hem de seslendirmeci olan Eren Sunay.


“Abi, Taksim’deki Gezi Parkı var ya. Orada küçük çaplı olay çıkmış. Yol açmak için ağaçları sökmeye kalkmışlar ama vatandaş engel olmuş… Yapalım mı?”

“Sorulur mu çocuklar” dedim. Bu habersizlikte ilaç gibi gelmişti. Ajanslardan düşen görüntülerde modacı Barbaros Şansal konuşuyordu. "Bu park hepimizin" diyordu Şansal.

“Sosyal medyadan duydum koşarak geldim. Bu park İstanbulluların. Ağaçları kestirmeyiz. Burada evsizi de kalıyor, alkoliği de. Kimsesizi de kalıyor, kedisi köpeği de… Bu park hepimizin. Sahip çıkalım.”



Fotoğraf: Yalçın Çakır - Taksim, Gezi Park. 1. Gün- 28 Mayıs 2013

"Yol açıyoruz kardeşim!.."

Ardından başkaları girdi kadraja. Onlar da tepkiiydi kepçelerin gece yarısı parka girmesine. Üstelik iddiaya göre ağaçlar kepçelerle parçalanarak sökülmüştü yerlerinden. Parka gelen Taksim Gezi Dayanışması da yıkımı engellemişti.

Ardından da Twitter ve Facebook üzerinden, “Parkına sahip çık” çağrıları başladı. Önce yakında oturanlar geldi. Ardından üniversite öğrencileri son metro ve son otobüslerle çıktılar Taksim'e. Sırt çantaları ve çadırlarını da yanlarına almışlardı. Şarkılar söyleniyor, gruplar kendi aralarında sohbet ediyordu. Parkın Harbiye yönündeki çıkışına doğruydu o anda eylemcilerin yoğunluğu. Yanlarında termoslarda çay ve kahve getirmiş birbirlerine ikram ediyorlardı. Sonra seyyar satıcılar aldı haberi. Sucusu, köftecisi, poğaçacısı toplandı. Üç beş kişiyle başlayan çevrecilerin sayısı giderek artıyordu. Sabaha kadar çadırlar kuruldu.

Kepçeler tam Divan Otel’in karşısından girmeye kalkmıştı parka. Harbiye’den yani metronun Gezi Parkı girişinden Ceylan Otel’in sınırına kadar olan alanı tıraşlayacaklardı. Sonra kendilerini şantiye sorumlusu olarak tanıtan birileri geldi. Aşağıdan parka doğru baktılar. Hatta seslendiler de;

“Ağaç kesmiyoruz. Buradan yaya yolu açacağız. 3 metrelik bir koridora ihtiyacımız var.”

Kırmız tişörtlü 23 – 24 yaşlarında bir genç elini salladı onlara, gidin buradan der gibi. “Ağaç kesmiyoruz diyorsunuz. Bu ne? Ağaçları kökünden kırarak, parçalayarak alıyorsunuz. İzin vermeyeceğiz buna. Gidin buradan. Makinelerinizi de alın ve gidin.”

Kendisini, “Terzi yamağı” olarak tanımlayan modacı Barbaros Şansal çok heyecanlıydı o akşam. Parka gelen haber ajanslarının gece muhabirleriyle konuşuyor ve tepkisini dile getiriyordu.

“Valla gece saat 2. Ben bunu internetten, sosyal paylaşımdan görünce donumun üstüne pantolonumu giydim geldim. Neden buradayız? Burası Gezi Parkı. Burası toplumsal belleğin önemli merkezlerinden bir tanesi. Ufak ufak kemirilmeye başlandı. Önce köprü yıkıldı ve parkın 2. kısmı imha edildi. Derken AVM projesiydi, ağaç kesimiydi ve gece yarısı operasyonuyla greyderler, dozerler parka girmeye başladı. Burası çok önemli bir turistik ve tarihi bölge. Yabancılar var, gençler var, çocuklar var, alkollüler var. Ve yasadışı insanlar var. İnsanları kovalayan. Bunlar gerçekler. Hiçbir önlem alınmadan, hiçbir tebligat yapılmadan böyle paldır küldür girilen işler çok güven veren işler değiller. O yüzden bu semtin sakini olarak, mal sahibi olarak, 56 yaşında bir vatandaş olarak vergi ödeyen vatandaş olarak bu parkta benim. Parkıma sahip çıkmaya geldim.”




Fotoğraf: Yalçın Çakır - Taksim, Gezi Park. 1. Gün- 28 Mayıs 2013

28 Mayıs 2013

Ve artık 28 Mayıs 2013 Salı sabahına girmiştik. Jenerikle birlikte saat 07:06’da yayın başladı. Gezi Parkı eylemi ve yıkım girişimi henüz haber sıralamasında 1. sıraya yükselecek kadar önemli değildi. O nedenle ilk 4 haber içinde sunup geçtik. Saat 09:00 sıralarında Gezi Parkı haberini bir kez daha yayınladık.

"Bu iş büyür" dedi Yılmaz Tunca yorum yaparken. Gazetelerin pek çoğu haber değeri bile bulmamış, bulanlar da arka sayfalarda küçük görmüşlerdi geceki müdahale ve eylemi. Türkiye’nin en önemli eylem, direniş ve müdahalelerine yol açacak olaylar zincirinin ilk gecesi böyle geçmişti. Ortak kanaatimiz, Gezi Parkı olayının büyüyeceği yönündeydi. Gelişmeler ve gazetecilik tecrübemiz bunu gösteriyordu bize...

Yayın bitimi kameralarımızı alıp parka gittiğimizde eylemcilerin sayısı üniversite öğrencileri ve çeşitli derneklerin üyelerinin katılımıyla iyice artmıştı. Yayıldıkları alan da yunuslu havuza yaklaşmıştı. Kimi eylemciler yanlarında getirdikleri yün yumaklarını ağaçlara sarıyor, kimi resim yapıyor kimileri de sprey boyalarla içeriğinde siyasi söylemler bulunmayan afişler ve pankartlar hazırlıyordu. Ağaçların sökülmeye, dozer ve kepçelerin sokulmaya çalışıldığı bandın hemen altında faaliyet yarım kalmış iş makineleri öylece bekliyordu. İnşaat firmasından hiç kimse yoktu. İşçi dahi kalmamıştı çevrede.

Ben de diğer basın mensupları gibi detay fotoğraflar çekip izlenim topluyordum. Durum sakindi. Saatler öğleye yaklaşırken parkın içinde giyimleri ve hareketleriyle eylemcilere benzemeyen adamlar dolaşmaya başladı. Çevreyi kontrol ediyor bir aşağı bir yukarı gidip gözlem yapıyorlardı. Kimdi bu adamlar? İki tanesi parkı iyice inceledikten sonra Taksim girişine doğru yürümeye başladı. Arkalarına takıldım. Doğrudan çevik kuvvet noktasının yanındaki prefabrik yapılardan oluşan girişinde özel güvenlikçilerin beklediği bölüme gittiler.

Çevik kuvvet noktasında bir hareketlenme yoktu. Çay içen, sohbet eden, bariyerli alanın içinden eylemcilere bakan polislerden aldığım hava operasyon yapacakları yönünde değildi. Bir süre bekledim. Parktaki adamlardan üçü daha dönüp şantiye yönüne gidince iyice meraklandım. Bunlar inşaat firmasının ya da taşeron firmanın elemanları mıydı? Yoksa sivil belediye personeli mi? Yoksa polis mi? Bu incelemenin nedeni neydi? Parktakilerin teçhizat ve güçlerini mi kontrol etmişlerdi? Yoksa inşaata yeniden girişmeden önce tansiyonu mu yoklamışlardı? İçlerinden birine yaklaştım,

"Merhaba. Şantiyede mi görevlisiniz?"

Öylece baktı suratıma hiç yanıt vermeden yürüdü. Arkadan 2 kişi daha geliyordu. Bej renk pantolon, kahverengi enine çizgili kısa kollu açık bej renk tişört giymiş bıyıklı olan şahıs yanımdan geçerken ona da, "Kardeş şantiyeden misiniz? Bir şey soracağım" dedim ama nafile o da yanıt vermedi. Bir kaç adım gittikten sonra durdu döndü ve "Yok eylemciyiz" dedi gülerek. Daha yanıt vermeme fırsat kalmadan hızla uzaklaştılar. Ve parkın içine doğru geri döndüm.

Bir daha hatırlayalım, tarih 28 Mayıs 2013 Salı. Saatler öğlen civarı. Yer İstanbul Taksim Gezi Parkı. Yani az sonra kopacak ve aylar sürecek fırtınanın hemen öncesi. İşte o fırtına öncesi, Taksim’de ve Gezi'deki yerleşime bir bakalım;

Taksim Meydanı'nda ne TOMA ne akrep denilen araçlar ne de çevik kuvvet var. Gezi Parkı'na vatandaşlar rahatça girip çıkabiliyor. Gezi Parkına çıkan merdivenlerin bittiği noktadan 20 metre kadar ileride, 1 Mayıs 2013'de yerleşen ve orada kalan çevik kuvvet polislerinin bulunduğu alan seyyar demir parmaklıklarla çevrilmiş durumda. İçinde bir tane prefabrik yapı, 1 TOMA bulunuyor.

Sırtınızı The Marmara Oteli'ne döndüğünüzde karşınızda çevik kuvvet noktası, sağda ise inşaat firmasıyla belediyenin ortaklaşa kullandığını sandığım girişinde özel güvenlik bulunan prefabrik yapılardan oluşan alan yer alıyor. Bu alanla çevik kuvvet noktasının arasındaki koridordan Gezi Parkı'na geçilebiliyor.



Fotoğraf: Yalçın Çakır - Taksim, Gezi Park. 1. Gün- 28 Mayıs 2013

Karar nerede ve nasıl alındı?

Pek ama neydi bu Topçu Kışlası ve Gezi Parkı’nın gerçeği, dünü ve bugünü? Uğruna insanların öldürüldüğü, ezildiği, kurşunlandığı, gaza boğulduğu, sürüklendiği, gözlerini kaybettikleri, günlerce tüm baskıya ve şiddete rağmen direnerek korumaya çalıştıkları Gezi Parkı ile geçmişte de bu kadar oynanmış mıydı?

Taksim ve Gezi Parkı'nın da içinde bulunduğu geniş bir alan çeşitli Osmanlı tebaasına (Türk, Rum, Ermeni, Frank) ait mezarlık olarak kullanılmaktaydı. Bu mezarlıkların üzerine ve yanına 1806 yılında Halil Paşa Topçu Kışlası inşa edildi. Kışla askeri işlevlerinin yanı sıra cambaz gösterileri, at yarışları, Rum hacıların konaklaması gibi amaçlarla da kullanılmaktaydı. II. Meşrutiyet döneminin başında İstanbul'a getirilen meclisi ve padişahı korumakla görevli avcı taburları kışlaya konuşlandırıldı. Derviş Vahdeti'nin liderliğinde 31 Mart Ayaklanması sırasında ayaklanan Avcı taburları buradan Sultanahmet Meydanına, Meclisi Mebusan'a yürüyüşe geçip 31 mart isyanını başlatmışlar. 31 Mart ayaklanmasının Hareket Ordusunca bastırılması esnasında hasar gören ve sonrasında önemini yitiren kışla, 1913'te Sanayi ve Ticaret Şirket-i Milliye-i Osmaniye'ye satıldı. Binanın orta kısmındaki eğitim alanı futbol sahası haline getirildi ve uzun yıllar futbol maçları ve çeşitli gösteriler için kullanıldı. Cumhuriyetin ilanından sonra da kışlanın avlusundaki futbol sahası futbol karşılaşmaları için kullanılmayı sürdürdü ve kışla Taksim Stadı adını aldı. 1923 yılında Türkiye Millî Futbol Takımı ilk resmi maçını bu sahada Romanya'ya karşı yaptı. Sonradan İnönü Stadının yapılmasıyla kışla bu işlevini kaybetti.

Mezarlıklar 1926 yılında sökülmeye başlandı ve alan parsellenerek özel mülkiyet olarak satıldı. 1930’lu yılların sonunda Fransız mimar Henri Prost’un hazırladığı imar planı doğrultusunda Halil Paşa Topçu Kışlası’nın da yıkılmasına karar verildi. Kışla 1939 yılında yıkıldıktan sonra, ortaya çıkan taşlar Gezi parkı inşaatı için kullanıldı. Orijinal olarak tiyatro, sinema ve sergi salonlarının yer aldığı Prost projesinden 1940’lı yıllarda vazgeçildi. 4 Eylül 1942’de İsmet İnönü’nün katıldığı resmi açılışla başlayan Gezi Parkı inşası 1943 yılında tamamlandı ve dönemin belediye başkanı Lütfü Kırdar tarafından açıldı. Etrafına daha sonra yeni otellerin yapılması ve çevre düzenlemeleriyle, parkın kapladığı alan zamanla azaldı. Park revizyonlar görerek bu günlere geldi.

Yayalaştırma Projesi

16 Eylül 2011 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi oy birliği ile Taksim Yayalaştırma Projesi’ni kabul etti. Bu plan 4 Ocak 2012 tarihinde Anıtlar Kurulu tarafından da onaylandı. Bu proje kapsamında yeniden inşa edilecek Topçu Kışlası’nın 3 katlı olacağı ve yaklaşık 28.900 metrekarelik bir inşaat alanına sahip olacağı açıklandı. Mevcut parkın yerine bir bina inşa edilecek olması ve parkın yok olması hususlarında birçok sivil toplum örgütü ve gruplar olumsuz eleştiriler getirdi. Projenin resmen açıklanmasından itibaren birçok etkinlik, protesto ve yürüyüş düzenlendi.

6 Şubat 2012 tarihinde Mimarlar Odası ve Şehir Plancıları Odası Gezi Parkı’nın tescillenmesi için 2 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na başvuruda bulundu. 5 Haziran 2012’de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Topçu Kışlası’nın aslına uygun olarak yeniden inşa edileceğini açıkladı. Bu konuda ilk protestolardan birisi 6 Haziran 2012 tarihinde gerçekleşti. Gezi Parkı’nda toplanan Taksim Dayanışması grubu üyeleri bir basın açıklaması yaparak dağıldılar. 4 Ekim 2012 tarihinde Gezi Parkı’nın yıkılması için ilk çalışmalar başladı. Kışla inşaatı projesi kapsamında parkın meydana ve Cumhuriyet Caddesi’ne bakan kısımlarında yer alan dükkan sahiplerine sözleşmelerinin yenilenmeyeceği, bundan böyle kiralarını işgaliye olarak vereceklerine dair tebligat yapıldı. Proje kapsamında parktaki ağaçların proje müellifi şirket tarafından işaretlenmesi de bu dönemde başladı.

2012 yılının Kasım ayında, başta Taksim Dayanışması grubu üyeleri olmak üzere birçok kişi ve kuruluş Gezi Parkı’nın betonlaşmasına karşı Taksim’de nöbet tutacaklarını açıkladı. 2 Mart 2013 tarihinde Taksim Dayanışması grubu üyeleri parkın yıkımına karşı Taksim metro istasyonu çıkışında imza kampanyası düzenlemeye başladı. 14 Nisan 2013 tarihinde bu alanın kışlaya dönüştürülmesini protesto amaçlı Taksim Gezi Parkı Koruma ve Güzelleştirme Derneği tarafından "1. Taksim Gezi Parkı Festivali" düzenlendi. Festivalde şu ana fikir açıklandı;

“Bizlerin yaşam alanına bir proje yapılacaksa, mutlaka fikrimizin sorulması gerektiğini düşünüyoruz. Halk olarak bu projenin derhal iptalini istiyoruz.”

Ve bu festivalden tamı tamına 33 gün sonra 27 Mayıs 2013 gecesi projenin iptali yerine parka kepçe ve dozerlerle girildi. Her şey de böylece başlamış oldu.

Medyamızın ilk günleri!..

Gezi parkı'nı da içeren Taksim'in çehresini tümden değiştirecek proje 3 boyutlu animasyon film yapılmış ve medyaya servis edilmişti. Videolar yayınlandığında kamuoyu ve medya ne Gezi Parkı'nı, ne kesilecek ağaçları ne de kentin en önemli meydanını baştan aşağı değişterecek projenin mimari tarzını konuşuyordu!.. Taksim Gezi Parkı Koruma ve Güzelleştirme Derneği'nin çalışmaları, çağrıları, imza kampanyaları, meslek odaları ile sivil inisiyatiflerin çalışmaları da yer bulamıyordu çok izlenen haber bültenleri ile çok satan gazetelerde. Konu; trafiğe kilitlenmişti. Alternatif yolar, krokiler vs... Yani, bu kadar sığdı tartışmaların içeriği. Bir de haberlerde İstiklal ve Taksim esnafının cılız tepkileri vardı; "müşteri kaçacak" türünden.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın sonradan yaptığı hemen tüm açıklamalarında, “Bunu yapacağımızı söylemiştik. Animasyonla da göstermiştik. O zamanlar neredeydiniz” demesinin dayanağı da buydu. Hoş sonradan Başbakan Erdoğan, AVM tanımını, “Sizin anladığınız türden uluslararası ölçülerde bir avm oraya zaten sığmaz” şeklinde revize ettti ama iş makineleri Gezi'ye girmişti bir kere...

Şimdi biz 28 Mayıs 2013 Salı günü kaldığımız yerden tanıklığımıza devam edelim. Önce Ankara’da neler olduğuna bakalım. Çünkü orada olanlar Taksim’i, İstanbul’u, Türkiye’yi gerecek olayların da ilk sinyallerini veriyordu.



Fotoğraf: Yalçın Çakır - Taksim, Gezi Park. 1. Gün- 28 Mayıs 2013

Ankara'nın gündemi!..

28 Mayıs 2013 Salı... Ankara'da “alkol havası” vardı, Gezi Parkı’na gece yapılan operasyon henüz yeterince yankı bulamamıştı. AKP’li vekillerin hazırladığı alkol kullanımı, satışı ve reklamlarına kısıtlama, yasak ve cezalar içeren tasarı birkaç gündür gündemde üst sıralardaydı. Ve bir gece yarısı eklemelerle, çıkartmalarla kabul edildi. Artık saat 22:00'den sonra perakende içki satışı yasaktı. İşte bu gündemle toplandı TBMM’de siyasi parti grupları. Sırasıyla, MHP, AKP, BDP ve CHP liderleri gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunacaktı. Artık bıkkınlık veren, toplumu da geren bu kürsü erkekleşmeleri medyada geniş yer buluyordu doğal olarak. Herkesin derdi aynıydı, kendi tabanına ve topluma TBMM kürsüsünden mektup yazmak. Gündemi de çoğunlukla Başbakan Erdoğan belirliyor, muhalefet liderlerinin konuşmaları da Başbakan'a yanıt yetiştirir bir içerik taşıyordu. AKP grubuna gidiyoruz. Kürsüde Başbakan ve AKP Genel Başkanı Erdoğan;

''İki tane ayyaşın yaptığı yasa sizin için muteber oluyor da inancın emrettiği bir gerçek, vaka niçin sizler için reddedilmesi gereken bir olay haline geliyor?''

Başbakan daha konuşmasını bitirmeden CHP soru önergesi hazırladı. İki Ayyaş'ın Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü olduğu konuşulmaya başlandı anında. Ama kimse bunu kürsüden ya da basın açıklamasında telaffuz etmedi. CHP’liler bile isim anmadan girdiler topa. “Kimmiş o iki ayyaş açıklayın” dediler.

Başbakan’ın konuşması internette yayın yapan haber sitelerinde de geniş yer bulmuştu. Gezi Parkı’nda o sıralar iletişim engellenmediğinden cep telefonu ve tabletlerle izleniyordu her şey. Haberler parktaki eylemcileri iyice gerdi. Anında, “alkolüme karışma”, “Özel hayatıma bulaşma” gibi dövizler yazıldı. Yüksek tondan da tartışılıyordu, “İki Ayyaş” konusu parkın içinde.

Yazar: Yalçın Çakır

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme