7 Temmuz 2016 Perşembe

Gezi Parkı'nda fotoğrafçı olmak - 13

Gezi Parkı'nda fotoğrafçı olmak - 13

Bitmeyen gece!..



16 Haziran 2013 – Pazar… Eylemlerin 21. Günü

Gezi Parkı boşaltıldı. Ortalık savaş alanı. Heryer duman, gaz, su... Saat gece yarısına yaklaşıyor. Artık yavaş yavaş 16 Haziran 2013 gününe giriyoruz.

Sokak aralarında, cadde üzerinde yer yer çatışmalar sürüyordu. Bir ara Sıraselviler’e çıktım aralardan. Polisler yolun üzerindeki konsolosluğun yanındaki iş hanına kaçanların peşindeydi. Kapıyı açtıramayınca üzerindeki tahta işlemeleri vura vura kırmış ve açılan deliklere ancak sığan tüfeklerinin namlularını uzatmış gaz bombası atıyorlardı içeri.

O binaya sığınan arkadaş anlattı sonradan. Polis gaz sıkmaya başlayınca içeri kaçmışlar. Yanında bir de engelli genç varmış. Polis içeri gaz bombası sıkınca en üst kata kadar çıkmışlar. Yarım saat kadar bekledikten sonra aşağı inip dışarı çıkmışlar. Çiçek Bar'ın köşesindeki polislerle tartıştıktan sonra geçmelerine izin verilmiş.

Sıraselviler’in girişinde soldaki ilk sokağın başındaydım. Kazancı Yokuşu'na bağlanır o sokak. Eylemciler ara ara kafalarını gösterip slogan atıp geri çekiliyorlar. Eski Maksim Gazinosu önünde bekleyen polisler gaz bombası attılar tüfekten. Sokağa kaçtım bende. Gaz bombası hemen yandaki otelin girişine düşmüştü. Yavaş yavaş geri dönüyordum. O sokağın merdivenleri rezalettir. Tam son basamağa gelip kafamı sağa döndürdüm ki, TOMA karşımdaydı. TOMA’nın su sıkacağını çıkarttığı sesten anlarsınız eğer eylemlerde çok bulunmuşsanız. Ve duyduğum ses basınçlı suyun geleceğini anlatıyordu. Ah ulan, aklıma o afiş geldi;

“Orama Toma. Burama To…”



Fotoğraf: Yalçın Çakır - Taksim, Gezi Parkı 16 Haziran 2013

Suyun çıktığını gördüğüm anda arkamı döndüm. Direk üzerime sıkmıştı. Kıçımın üzerinde kayıyordum aşağıya doğru. Sonra bir daha bastı suya içindeki muhterem arkadaş. Kazancı Yokuşu'nun üst girişindeki Caminin oraya kadar kaya kaya inmiştim. Ayağa kalktım, sokağın başında duruyordu TOMA. Paçalarımdan su akıyordu. Elimi kaldırıp işaret parmağımı salladım.

“Yeter be. Yeter… Yeter…”

O sırada bir eylemci belime sarılıp çekti beni kenardaki inşaatın yanına. Çevik kuvvet yukarıdan ardı ardına 2 gaz bombası kapsülü atmıştı. Geri döndüm, The Marmara’nın yanından yukarı Taksim’e. Ama batmıştım. Tekrar İstiklal’e girdim. O sokak senin, bu sokak benim görüntüleye, görüntüleye Galatasaray. Oradan direkt aşağıya, Kasımpaşa. Kasımpaşa’yı boylu boyunca geçip Dolapdere’den yukarı. İnanılmaz geliyor di mi?

Ama böyle... İnsan koştururken yorulmuyor. Durunca yoruluyor böyle ortamlarda. Yollarda barikatlar vardı. Şişli yönüne doğru ilerliyordum. Her tarafta ateşler yakılmıştı. Sokaklar ve ana cadde tıklım tıklımdı. Şişli Zabıta müdürlüğü önünde bir de baktım Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün özel kaleminden bir arkadaş.

“Aaa, Yalçın abi ne oldu sana böyle?”

“Islandım azıcık. Başkan mı burada?”

“Evet yukarıda. Gel seni çıkartayım yanına.”



Fotoğraf: Özay Özgüler - Taksim, Gezi Parkı 16 Haziran 2013

Twitter'den küfürler

2 kat üstte bir odadaydı Mustafa Sarıgül, camdan dışarıyı izliyordu. Ve bir yığın insan vardı odada.

“Başkanım Yalçın abi geldi.”

“Ooo kardeşim benim”

Sarılmaya kalktı.

“Başkanım hiç öpmeyin. Sırılsıklamım.”

Şaşırmıştı Sarıgül halimi görünce. Hemen bir iskemle getirtti. Soğuk su söyledi.

“Ne bu hal Yalçın. Eylemden mi geliyorsun?”

“Evet başkanım. Taksim’den geliyorum. Döneceğim yine.”

Uzanıp alnımdan öpmüştü, hiç beklemediğim bir anda. Islanmış, tozlanmış, yorulmuş, gaza bulanmıştım.

“Hadi başkanım size doyum olmaz.”

“Nereye gidiyorsun?”

“Taksim’e. Devam…”

“Dikkat et kendine. Bir şey olursa ara.”

“Tamam başkanım, siz de…”

Koşarak indim aşağıya. Önümüzden 3 minibüs geçti. Üzerlerinde “AKUT Arama Kurtarma” yazıyordu. İçleri kırmızı renkli kıyafet giymiş insan doluydu. Durum buydu yani, 15 Haziran 2013’ü, 16 Haziran 2013’e bağlayan gece. Harbiye’de sokak sokak çatışıyordu polisle eylemciler. Caddeler yakılmış barikatlarla kapalıyıdı. Divan Oteli’nin yanından karşıya geçip Habertürk binasına geldim. Eski kayınbiraderim Erhan Fıratlı bekliyordu. İstiklal’de bir restoranda görev yapıyordu Erhan. O da çıkamamış bu saatlere kalmıştı. Oradaki bir kafeye oturduk. Eski eşim ve kızım bizi almaya geleceklerdi. Arkadan hala gaz, sloganlar ve ara ara patlama sesleri duyuluyordu.

Sabah karşı eve ulaştığımda her yerim ağrıyordu. Ama daha acı sürprizle fotoğrafları bilgisayara aktarırken karşılaşacaktım. CF kartlardan birisini okumuyordu bilgisayar. Daha doğrusu hiç görmüyordu. Çantayı korumuştu özel kılıfı ama pantolonun cebinde ıslanmıştı CF kart. Çalışmıyordu. Diğer karttaki görüntüleri aktarıp web siteme ekledim sıcağı sıcağına notları da günlüğe yazdım.

Twitter’a girdiğimde özellikle 2 kişinin ağır küfürlü masajları vardı, engellemeden önce yanıt yazdım;

“Bakın sabah ezanı okunuyor. Bana küfür edeceğinize dua edin de kimse ölmesin.”



Fotoğraf: Yalçın Çakır - Taksim, Gezi Parkı 15 Haziran 2013

Gençler öldürülüyor

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bugün (16 Haziran 2013) Kazlıçeşme’de miting düzenleyecekti, Melih Gökçek meydan okumuştu eylemcilere. Vs, vs, vs… Gün ışırken koltukta sızmışım.

Ülkede hayat normale, eylemler anormale dönmeye başladı. Duran adam çıktı herkes şaşırdı. Bikinili kadın çıktı herkes daha da şaşırdı. Duran adam eylemi, oturan, uzanan, yatan, düşen adama dönüştü. Su savaşı ve LGBT yürüyüşünün arasına Karanfilli anma eylemi ve BDP’lilerin Cizre’de öldürülen genç için yaptıkları yürüyüş karıştı. Yeni ölüm haberleri geldi ardı ardına. Ankara’da Ethem Sarısülük polis kurşunuyla, Eskişehir’de 19 yaşındaki üniversite öğrencisi Aliş sivil adamlarca dövülerek katledildi.

Her cumartesi gaz günüydü artık. Taksim’de buluşuyor gece yarısına kadar kaçma, kovalamaca içinde fotoğraf çekiyorduk. Yine yaralanmalar, yine şiddet. Taksim’e giriyor, Gezinin çevresinde dolaşabiliyorduk. Ama Gezi Parkı’na çıkamıyorduk. Yasaktı. Yaklaşmaya kalkana yine gaz, yine cop.

6 Temmuz 2013 Cumartesi…

Taksim Dayanışması’nın çağrısıyla Taksim’e çıkmıştı eylemciler. Mahkemenin, Taksim ve Gezi ile ilgili aldığı tüm işlemlerin durdurulması kararıyla parka gireceklerdi. Ama meydana çıkmalarına bile izin vermedi polis. CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin saatlerce tartıştı polisle. Ancak izin yerine gaz geldi, plastik mermi geldi, tazyikli su geldi. Polisler milletvekili falan dinlememiş Tekin dahil kim varsa saldırmıştı. Halk Tv muhabiri bayanın çürümedik yeri kalmadı gözaltına alınmak isterken. Gürsel Tekin yaralandı, CHP İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı polisten küfür işitti, itildi, hırpalandı. Talimhane’de palalı bir adam önüne gelene saldırdı.

Ben de Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Ana Sanat Dalı’ndan dönem arkadaşım Özcan Yaman’la birlikte fotoğraf çekiyordum. İstiklal caddesinin ara sokaklarından çıkan eylemciler polisle çatışıyordu. En şiddetli çatışma Galatasaray Meydanı’ndaydı. Bir ara ortalık sakinleşti. Özcan bana seslendi;

“Gel şu sokağa girelim. Aşağıda müdahale var.”

“Ya Özcan ne zaman bir sokağa girsem arada kalıyorum. Emin misin?”

“Gel sen, gel…”

Özcan benim kıyıdan kıyıdan yürüdüğümü görünce seslendi;

“Öyle saklanırsan yersin gazı. Ortadan yürü. Saklanma.”

Girdiğimiz sokak tam Nevizade’ye çıkıyordu. Sokağa müdahale ediyordu polis. Bir akrep de girişini kapatmıştı. Akrebin üzerindeki polis sürekli plastik mermi sıkıyordu sokağa. Arkadan gelen çevik kuvvet polisleri de gaz bombası atıyordu. Özcan koştu daldı sokağa. Ben arkada kalmıştım. Sloganlar atılıyor, insanlar çatal, kaşık, tuzluk hatta masalardaki mezeleri fırlatarak kendilerini savunuyordu. Ben de girdim sokağa. Savaş alanı gibiydi. Polis yemek yiyen, sohbet eden insanların üzerine gaz bombası ve plastik mermilerle saldırmıştı ama ummadıkları bir direnişle karşılaşmışlardı. Kim varsa üzerine yürüyordu polisin. Bir kadın yaralanmıştı lokantalardan birinde, başından akan kanı siliyorlardı peçeteyle. Genç bir bayan avaz avaz bağırıyordu.

“Neden? Neden? Ne istiyorsunuz bizden?”



Fotoğraf: Yalçın Çakır - Taksim, Gezi Parkı 06 Temmuz 2013

Akrep'den müzik yayını!..

8 Temmuz 2013 – Pazartesi…

İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, emniyet müdürü Hüseyin Çapkın öğleden sonra birlikte parkı açtılar. Genç bir bayan, konuşmasının uzunluğu ve içindeki tekrarlarla neredeyse baygınlık geçirten Vali Mutlu’ya bir soru sordu;

“Eşimle öpüşebilecek miyim.”

Vatandaş parka girdi. Ancak saat tam 15:00’de yine kapatıldı park. Polisler vatandaşları parktan çıkartırken yaşlı bir teyze polislere aynen şöyle diyordu;

“Evladım, aç kapa, aç kapa musluk mu bu?”

Polis, Taksim Dayanışması’nın Gezi Parkı’na girmesine izin vermemişti. Müdahale oldu. Polisin müdahalesinde çok sayıda vatandaş yaralandı. Artık kanıksamış çok önemli bir an değilse fotoğraf bile çekmiyorduk. Keyfe, kafasına göre gaz atıyordu polis. İstiklal Caddesi’nde AK Sanat’ın orada sağa sola bakınırken birden müzik yükseldi. Nereden geliyor derken, bir akrebin (Polislerin kullandığı ufak, zırhlı araç) hoparlöründen yükseldiğini söylediler. Çözemedim müziğin kaynağını ama gevşeyivermiştik bu gergin ortamda.

Kendime geldim geleli dostlar
Olamam kimseye düşman
Bi şüphem yok kefenim sağlam
İçerim ben bu akşam

Sesleri duydum duyalı dostlar
Yola çıktım yeni baştan
Acelem yok hedefim sağlam
İçerim ben bu akşam
İçerim ben bu akşam

Bir yandan müzik çalıyor diğer yandan gaz bombası yağıyordu ara sokaklara. Çok sayıda eylemci gözaltına alındı. Taksim Dayanışması üyeleri İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Ali Çerkezoğlu, Mücella Yapıcı, Erkan Baş, Ongun Yücel, Ender İmrek, Süleyman Solmaz, Beyza Metin, Akif Burak Atlar ve Haluk Yüksel’de gözaltına alınanlar arasındaydı.



Fotoğraf: Yalçın Çakır - Taksim, Gezi Parkı 06 Temmuz 2013

Ve gece saat 23:00 gibi tam da biz televizyonda mesaiye başlamışken tekrar açıldı Gezi Parkı. Sabaha kadar doldu park. Yüzlerce kişi şölen yaptı adeta.

Yazar: Yalçın Çakır

-----------------------

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme