7 Temmuz 2016 Perşembe

Gezi Parkı'nda fotoğrafçı olmak - 2

Gezi Parkı'nda fotoğrafçı olmak - 2

İlk boşaltma sinyalleri

Parkı dolaşıp kolaçan eden sivil adamlar ayrılmıştı oradan. Amacım inşaat firmasından bir yetkili bulup konuşmaktı. Yürüye yürüye parkın alt çıkışına gelmiştim. Tam Divan Otel’in karşısındaki merdivenlerin başında duvarın dibine bir kadın oturmuştu. Yanında da bebek sayılacak yaşta bir çocuk vardı. Mendil, su ve benzeri şeyler satıyordu. 2 kişi geldi ve tezgahını toplamasını istedi. Kadın anlamamıştı. Çevresinde kadını tanıyan birkaç tane de tiner bağımlısı genç vardı. Gençleri kollarından çekerek uzaklaştırdılar. Kadına da “kalk, topla eşyalarını” diye bu kez daha sert tondan uyarıda bulundular. O kadın normalde oraya her gün gelir ve seyyar satıcılık yapardı kimse de, “kalk git” demezdi. Anormal bir şeyler dönüyordu. Yanımdaki gazeteci arkadaşa, “Bunlar bir şeyler yapacaklar. Kadını kaldırdılar, tinerci çocukları da uzaklaştırdılar” dedim.

"Yok yaa abi sen de macera arıyorsun. Hava çok sıcak. Müdahale edecekleri yok. Senin gönlünden geçen o. Fotoğraf çekebilmek için fırsat kolluyorsun. Git yat evine. Akşamdan beri nöbette değil misim sen?”

Yavaş yavaş Ceylan Otel yönüne yürüyorduk parkın içini boydan boya geçerek. O sırada üzerlerinde sarı renkli çalışma kıyafeti bulunun 4 kişi geldi. Ellerinde uzun demir çubuklar ve sarı bant ruloları vardı. Ceylan Otel’e yakın bir yerden demir çubukları toprağa çakmaya başladılar. Önce kimse ne olduğunu anlamadı. Sonra eylemcilerden biri gelip çaktıkları ilk demir çubuğu söküp yere attı. Birden birkaç eylemci daha geldi. “Gidin buradan” diye bağırıyorlardı işçilere. İşçilerden birisi, “Buraya işaret koyuyoruz. Yola kadar yıkılacak. Kaldırım açılacak. Size karışmıyoruz. Siz şurada durun. Biz çalışalım” dedi.

Bir anda 20’ye yakın eylemci toplandı adamların başına. Bağırıp gitmelerini söylüyorlardı. Bir eylemci işçilerin elindeki diğer demir çubukları da çekip aldı ve yere attı. İşçiler hızla uzaklaştılar alandan. Bu bir tahrik miydi? Eylemcilerin tepkisini ölçme mi? Yoksa bir operasyon başlatmak için bahane mi anlayamamıştık tam olarak.



Fotoğraf: Yalçın Çakır - Taksim, Gezi Park. 2. Gün- 28 Mayıs 2013

Sivil giysililerin ilk saldırısı

Gezi Parkı'nın girişine doğru döndüm bu kez. Polis noktasını kontrol edecektim. Ne olur ne olmaz diyerek geniş açı objektifi taktım kameraya. Her şey normal gözüküyordu. 2 çevik kuvvet polisi TOMA’nın hemen yanında plastik iskemlelere oturmuş sohbet ediyordu. Diğer polisler de arkadaki barakada bekliyordu. Ama giyinmiş ve hazırlanmış durumdaydılar. Bu kez parkın alt girişine (Divan Otel karşısı) yürüdüm.

Birden 15 – 20 kişilik bir grup koşarak parka girdi. Hepsi sivildi. İçlerinde az önce gördüğüm parkı kolaçan eden adamlar da vardı. Önce tartışma ardından küfürleşme oldu. Eylemcilere saldırdılar. Tekme tokat sokak kavgası çıkmıştı. Eylemcilerle bu adamlar alt alta üst üste kavga ediyorlardı.

Yerlere yuvarlananlar oldu. Tam da tüm eylemcilerin dikkati ve kavgayı ayırma çabası bu yöne doğrulmuşken Taksim Meydanı yönünden 30 kadar çevik kuvvet polisi parka daldı. Kendileriyle birlikte gaz bombaları da dört bir yandan yağıyordu. Bir polis omzuna astığı çelik tüpten turuncu renkli bir sıvı püskürtüyordu çiçekleri ilaçlar gibi. Sağa, sola rast gele sıkıyordu... Gaz bombaları da ardı ardına patlıyordu. Ortalık bir anda griye büründü.

Anlaşılan parkı boşaltma talimatı gelmişti.




Fotoğraf: Osman Örsal - Taksim, Gezi Parkı - Reuters - Mai 2013

Kırmızı giysili kadın

İşte "kırmızılı kadın" fotoğrafı da o anlarda çekildi. Reuters foto muhabiri → Osman Örsal'ın çektiği ‘kırmızılı kadın’ karesi... Polis elinde silah, sopa, taş, sapan ya da başka kesici, delici, yaralayıcı, öldürme etkisi olan bir madde bulunmayan gruba çok sert müdahale ediyordu. Ancak ilginçtir eylemciler önce dağıldılar sonra hızla bir araya toplandılar. Sloganlar atarak, "Gezi Parkı bizim. Bizim kalacak" diye bağırıyorlardı. Ancak polisin de durmaya niyeti yoktu. Her yandan gaz bombası kapsülü yağıyordu. Polis cop da kullanıyordu.

Ortalık savaş alanına dönmüştü. Ulusal Kanal haber kameramanı Bülent Ünal o itiş kakış kaçışta yere düştü. Yüzünün bir yanı kanlar içindeydi. Şaşırdığım, Ünal'ın yerden kalkıp önce kamerasını kontrol etmesi ardından da çekimini sürdürmesiydi. O anları Flash TV'den Eda Yalçın'a şöyle anlatmıştı Bülent Ünal;

"Aktivist arkadaşların çevreyi koruma amaçlı yaptığı eyleme polis hunharca bir şekilde biber gazı kullanarak müdahale etti. Basın mensubu olarak görevimi yaptığım sırada bir çevik kuvvet polis memuru beni itti ve başımı yere çarptım. İlk olarak bir şey olmadığını düşünerek kalktım ve işime kaldığım yerden devam ettim ancak kısa bir süre sonra başımda bir ağrı oluştu ve elimi başıma sürdüğümde kan aktığını gördüm. Hemen Taksim İlkyardım’a gittim ve gereken müdahale yapıldı."

İnsanlar yerlerde sürükleniyor gaz kapsüllerinden kendilerini korumak için ağaçları siper alıyordu. Ancak polislerle birlikte sivil giyimler adamlar ağaçlara sarılan eylemcilere saldırıyor ve 3-4 kişi birlik olup söküp alıyorlardı.

Gazdan etkilendiği için geride kalan bir meslektaşımız vardı. FOX TV haber kameramanı Ömür Dilmen. Polislerle tartışıyordu. Birden bir çevik kuvvet polis üzerine doğru yürüdü. Önce vuracak sandık. Ezer gibi itti Ömür'ü. Sadece ama sadece görevini yapmaya çalışan kameraman arkadaşımız yere düşmüş ve kamerası kırılmıştı.

Çok organize bir saldırı görüntüsü vardı ortada. Parkın hemen altındaki dozer ve kepçelerin sürücüleri yerlerini aldı. Marşa basıldı ve iş makineleri çalışmaya başladı yeniden. İnsanlar ağaçlara tırmandı. Ağaçların gövdelerine sarıldı. Aşağı inip kepçelerin altına girmek istedi. Ancak polis her noktadan geliyor ve suyla, gaz bombasıyla, tüplerden sıkılan kimyasal maddelerle geri püskürtüyordu eylemcileri.

Kepçe üzerinde insan bulunan ağaca doğru ilerliyordu. Yürekler ağza gelmişti. Ağaçlara çıkan ve sarılanlara bu kez gazlı, kimyasal maddeli, tekmeli, tokatlı müdahale başlamıştı. Bir eylemci kopartılıyor hemen ardından bir başkası sarılıyordu ağaca. Biri indiriliyor diğeri tırmanıyordu.



Fotoğraf: Yalçın Çakır - Taksim, Gezi Park. 4. Gün- 30 Mayıs 2013

Önder kepçeye daldı!..

BDP İstanbul milletvekili Sırrı Süreyya Önder koşarak geldi. Polislere mahkeme kararlarına rağmen yıkıma devam edilemeyeceğini söylüyor ve belge getirin diye bağırıyordu.Bir yandan da itiş kakış sürüyordu aralarında. Neredeyse göğüs göğüse, burun buruna bir direniş sergileniyordu. Polislerle Sırrı Süreyya Önder ve eylemcilerin solukları birbirine karışacak kadar yakındı. Önder, ısrarla şirket temsilcilerinin gelmesini istiyordu. Döndü yan tarafta az önce giydikleri zabıta yelekleriyle bekleyenleri gösterdi.

"Bak şirket yetkililerine zabıta gömleği giydirip gönderiyorlar buraya. Bana şirket temsilcileri lazım. Sen şirketlerin polisi misin? Halkın polisi misin? Bunların yıkmak izini var mı? Var mı izini gösterin. Ben şimdi gelsem buradan bir ağaç kessem bana kestirir misiniz?"


BDP'li Sırrı Süreyya Önder birden sola döndü ve hızla aşağı inmek istedi. Polis vekil mekil dinlemeden fiziki engellemeye girişmişti. Çevredekiler, "vekili bırak. Vekilime dokunma" diye bağırıyordu. Bir polis sırtındaki tüpten Önder'e ve çevresindekilere gaz sıkmaya başladı. Tam o anda Sırrı Süreyya Önder aradan sıyrılıp ileri fırladı. Toprak yığınının üstüne atladı. Kepçelerin tam ortasında durdu. İnşaat firmasının görevlileri ve sivil polisler de arkasından.

Beyaz gömlekli, gömleği pantolonunun dışına sarkıtılmış şahıs, "Sayın vekilim. Bir saniye" diyerek kendisine engel olmaya çalışıyordu. Önder de, "duracak bu cihaz" diye bağırdı. Ardından da başladı bağırmaya;

"Kimseye de müdahale etmeyin. Duracak bu cihaz. Bu iş sağ sol işi değil. Bu işin vebali var. Kurdun kuşun hakkı var."

Sırrı Süreyya Önder ısrarla kulağına eğilen elinde son model dokunmatik telefon bulunan beyaz gömlekli şahsa, "Ne var kardeşim, belge getirin" dedi ve gitti kepçenin tam altına girdi. Üzerinde sarı renkli iş önlüğü olan kepçe operatörü şaşkın şaşkın çevresine bakınıyordu. Bir ara ayağa kalktı. yardım ister, talimat bekler gibiydi. İş makinesinin önüne bir de Türk Bayrağı asılmıştı.

Yıkım işlemine ikinci kez engel olunmuştu. Polisler şaşırmıştı. Dokunulmazlığı olduğu için bir şey yapamıyorlardı. Geri çekildiler. Polis amirleri kepçenin altından çıkması için ikna etmeye çalışıyordu, Önder'i. Bazı polisler çalışmalara engel olduğu için suç işlediğini söylüyordu. Ama bir adım oynamadı yerinden, Sırrı Süreyya Önder...

"Gitmiyorum abi. Yazık günah ya. Bu ağaç başka türlü kurtulmaz. Öbür dünyada vebali var. Çift cihanda vebali var. Polis burada özel şirketin polisi gibi, personeli gibi davranamaz. Hiç bir vekil bu ağacın dalından daha kıymetli değil."



Fotoğraf: Yalçın Çakır - Taksim, Gezi Park. 4. Gün- 30 Mayıs 2013

Kim bu siviller?

Parkın kenarına yığılmış ve tam karşıda Divan Otel önünde birikmiş insanlar polisleri ve şantiye çalışanlarını yuhalamaya ve sloganlar atmaya başladı. Polis geri çekilmeye başlamıştı. İş makinelerinin operatörleri aşağı atlayıp kaçtı.

Önder polisin geri çekilmesi ve iş makinelerinin operatörlerinin gitmesiyle kalabalığa kısa bir konuşma yaptı. O sırada eylemciler arasından, "Yuhhh. Satılmış basın" sesleri yükseldi. Sırrı Süreyya Önder, “basın emekçisi arkadaşlara tepki göstermeyin” diye uyarıyordu kalabalığı. Bu tepkinin nedeni haber kanallarının geceki ağaç yıkma girişimine yeterince yer vermemesi, gazetelerinde büyük çoğunlukla yazmamış olmasıydı.

Geriye döndüğümüzde gördüğümüz manzara korkunçtu. Sanki dozer geçmişti parkın içinden. Çadırlar, insanların eşyaları, çantaları, yiyecek ve içecekleri ezilmiş, parçalanmıştı. İlk başta kavgayı çıkartanlar da kaçıp gitmişlerdi. Herkes nefes nefese kalmıştı. Eylemciler polislerle tartışmaya başladı. Kimdi bu siviller? Polis mi, taşeronun adamları mı, kim?

Ortalık biraz sakinleşti. Polisler tamamen geriye, Taksim Meydanı girişine çekildi. Bütün yüzüm ve gözlerim terledikçe yanıyordu. Hazırlıksız yakalanmıştım. 1 Mayıs 2013'den bu yana bu ikinci gaz yiyişimdi. 27 gün sonra tatmıştım yine o iğrenç kokuyu. Profesyonel gaz maskem yoktu. Bez maskeyle idare etmiştim.



Fotoğraf: Yalçın Çakır - Taksim, Gezi Park. 5. Gün- 31 Mayıs 2013

Yazar: Yalçın Çakır

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme